Başımıza Gelenler, Yol Hikayeleri

Anlık Bilinç Kaybı

Ağustos 2013

Gece 1 saatlik uykunun ardından Erzurum’dan sabah 6 da başlayan araba yolculuğuyla saat 12 gibi Kaçkar dağlarındaki Olgunlar yaylasına ulaştık. Hava güzel hafif bulutlu. Bizde keyifler yerinde, bir an önce trekking’e başlama hevesi var. Naletleme geçidini aşıp bir an önce dağın diğer tarafına ulaşma hevesiyle arabayı yaylada bırakıp yola düşüyoruz. 3 gün süremiz var. İlk gün geçidi geçip kamp yapmayı, 2.gün dağın öte tarafındaki gölleri, Yukarı kavrun ve Ayder yaylasını gezdikten sonra kavrun yaylasında kalıp 3.gün tekrar geçitten geçerek geri dönmeyi planlıyoruz.

Geçide giden yol bir vadi arasından patika şeklinde devam ediyor. Yanımızdan akan dere sayesinde buz gibi su içiyoruz ve su taşıma zorunluluğumuz olmuyor. Vadi içerisinde biraz yürüdükten sonra Kaçkar dağının zirvesi ve Naletleme geçidi görünüyor. Dağın tepesindeki kar ve bulutlar bize heyecan katıyor. Geçidin girişine geldiğimizde ise yaklaşık 4 saatlik yürüyüş yapmış olduk. Geçitte her yer taşlık ve bulutlar geçtiğinden yolun nasıl gittiği gözükmüyor. Ekip olarak çok yorgunuz; Recep, Enes ve ben. Gece 1 saatlik uyku, 6 saat araba yolculuğu ve üzerinde 15-16kglık çantalarla yaklaşık 4 saat süren patika tırmanışı. Burada bir yerde kalsak güzel olacak ama planlarımız aksayacak. Yahu ne olacak 3 saat daha yürür geçidi geçer 7 gibi gölün kenarında kamp yaparız düşüncesiyle geçide daldık. Görüş mesafesi yaklaşık 10 metre, sisten dolayı sadece kayaları ve taşları görebiliyoruz. Patika yok. Sadece üst üste dizili taşlar(babalar) var. Onları takip ederek ilerlemeye devam ediyoruz. Yükselti devam ediyor ve hava iyice soğudu. Ağustos’un 15inde üşüyoruz, çünkü yanımızda kar var. Bir kat kıyafet daha giyerek yola devam ediyoruz. Etrafta hiç bir canlı yok. Ne bir kuş sesi ne bir rüzgar, hiç hareket yok.

Yaklaşık olarak 3200 metrelerde cirit atıyoruz. Cirit mi? Yorgunluktan kolumuzu bile kaldıramıyoruz. Birazcık düz ve toprak bir yer arıyoruz çadır kurmak için ama ne yazık ki yok. Bu geçidin adını nereden aldığını o an anladık. Saat 8 e geliyor ve hava kararmaya başladı. Fenerleri çıkarıp yola devam ediyoruz. Her şey tamam da bir de sis var. Sis olmasa en azından neredeyiz bileceğiz. Gps’den bakıyorum ama bir anlam ifade etmiyor. Göle yakın bir yerlerdeyiz ama nasıl gideceğiz hiç bilmiyoruz. Çünkü her yer taşlık, kayalık. Üstüne bir de hiçbirimizde trekking botu yok. Spor ayakkabılarımızı giymiş gelmişiz. Fitness yapıyoruz ya salonda. Ne gerek var değil mi trekking botu almaya giymeye. Yerdeki tüm taşları hissediyoruz. En ince kıvrımlarına kadar :)

Kuş uçmaz, insan geçmez, canlı yaşamaz bu yerden çıkmaya çalışıyoruz ama yok çıkamıyoruz. Bu kadar yorgunluğun üzerine şuradan bir yerden bu karun sisin içinden bir kurt çıksa hiç şaşırmayacağım. Tek eksiğimiz o. O esnada Enes anlık bilinç kaybı yaşamış ve beni arkadaşına benzetmiş. Onun burada ne işi var, burası neresi diye düşünmüş bir an. Ama durmak yok yola devam. Adam yola o kadar kilitlenmiş ki sadece yürüyor. Derken ben Recep’in önüne geçiyorum. Böyle ilerlerken Recep’te bu önde giden kim, başka biri de mi var diye düşünmüş. İçinden bu önde giden de kim diye haykırmış. Kendine kendine konuştuğundan bizim haberimiz olmamış. 2 dk sonra bende babaları kaybettim. Haydaaa. İyicene deliriyoruz. Gps hiç bir halta yaramıyor. Saçma sapan bir yerdeyiz. Göle yakınız ama nasıl gideceğiz. Kayalılarda bir düşsek bu karanlıkta iyice iptal oluruz. Hey Allah’ım ya. Galiba Sana geliyoruz. Moraller sıfır. Azıcık düz bir yer bulsak yatıp uyuyacağız. Ama yok. Bu lanet yerde toprak yok. Olsa zaten önce ayaklarımız toprağa bastığı için bayram edecek. Biraz duruyoruz ve etrafta bakınıyorum. Yorgunluktan ölüyoruz resmen ama burada geceyi geçirmemiz zor iş. Ya patikaya tulumları serip girip yatacağız, ya da 2 saatlik bir mola ardından tekrar yola devam edeceğiz. Ben etrafta babaları ararken çadır kurabileceğimiz bir yer var mı diye bakınırken bir çadırın çok zor sığabileceği yeşillik görüyorum. Yeşillik dediğim yerden 30-40cm yüksek çalılık. Üzerine çadırı kuruyoruz, bir şeyler atıştırdıktan sonra benden tarihe not düşülecek şu sözler çıkıyor:”Şu an ne yapacağımızı düşünmeyelim. Sadece uyuyalım. Devam mı edeceğiz yoksa geri mi döneceğiz sabah kalkınca karar veririz. Şimdi sadece uyuyalım.”.

Hayatımızı riske attığımız bu yolculukta 13 saatlik deliksiz uykunun ardından güneşli bir sabaha uyandık ve yolculuk keyifli bir şekilde devam etti. Hem dinlendik hem de güneş çok  iyi geldi.

Bu olaydan çıkardığımız derslere gelirsek; uykusuz yola çıkmayacaksın, plan yetişmiyorsa yetişmesi için kendini kasmayacaksın, trekking botun olmadan yürümeyeceksin, yorulduğun anda duracaksın, efendi olacaksın, adam olacaksın :)

Share this Story
Load More Related Articles
Load More By Yola Çıkmalı
Load More In Başımıza Gelenler

Facebook Comments

2 Comments


  1. hayrettin

    18/03/2015 at 02:24

    bu anlık bilinç kayıpları yaşanırken hiç konuşmuyor musunuz birbirinizle? böyle zorlu ekipçe yürüyüşlerde birbirimizi telkin etmek ve sakinleşmek için sık sık konuşmalıyız diye düşünüyorum ben.

    Reply

    • Yola Çıkmalı

      18/03/2015 at 11:38

      Sık yaşanan bir durum değil. Her çıktığınız doğa yürüyüşünde böyle bir durumla karşılaşmazsınız. Biz hatalıydık. 1 saatlik gece uykusu üzerine 6 saat arabayla yolculuk yaptıktan sonra 7 saat yürümüştük. Böyle bir durumla karşılaşmamak için öncelikle kendimizi bu kadar yormamalıyız. Böyle bir durumda kaldıysak dediğiniz gibi sıklıkla konuşarak iletişimde olup, yolunda gitmeyen bir şey var ise duruma göre davranmak gerekir. Biz de sürekli konuşarak ilerliyorduk ancak bu olay son 1 saatimizde gerçekleşti ve bana sonradan söylediler. Son 1-2 saatimizde çok bezmiştik, sis ve taşlık içerisinde yürüyorduk ve bir an önce kamp yeri istiyorduk. Sadece mesafeyi koruyup birbirimizi kaybetmemeye dikkat ediyorduk. O an söylemiş olsalardı ilk işimiz en az 2 saatlik bir mola vermek veya geceyi orada geçirmek için uygun bir yer ayarlamak olurdu. Acı bir olay yaşamadığımız için çok şanslıydık.

      Reply

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Rakamlari giriniz. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Check Also

Frig Yolu da Nedir ki?

Facebook’ta Hüseyin Sarı ile arkadaşlığımızın başlamasından sonra güzel ...

Instagram

  • 2011, 2013, 2015 derken 2017'de de Kaçkar dağlarındaydım. Diğer bir deyişle her iki yılda bir toprak beni çağırıyor :)). Yıl oldu 2019. İçimde yine bir Kaçkarlara gitme hissi ama pek mümkün görünmüyor. Londra'dan oralara gitmek bu yıl için oldukça zor bir plan. 
Fotoğrafta gördüğünüz yer Öküz yatağı. Suyun yer altından çıktıktan 5dk sonra görmüş olduğu sulak ve düzlük bir alan. Harika bir çadır alanı olduğunu düşünebilirsiniz ancak burası ve buna benzer yerler kamp için uygun değil. İlk neden burası Karadeniz ve ne zaman yağmur yağacağı,  sel olacağı belli olmaz. Bir gece başlayan yağmur sizi suyun içinde bırakabilir veya alıp götürebilir. İkinci neden ise bu gibi yerler sulak olduğu için normalden soğuk hissetmenize ve gece daha fazla üşümenize neden olur. Üçüncü neden ise adından da anlayacağınız üzere bir sürü öküz var :) Bir gün Londra'dan Kaçkarlara, oradan da uzakdoğuya dogru motorla bir tur yaparım mı acaba? Neden olmasın ki 😉
  • Hayallerinizi gerçekleştirdiğiniz bir yıl olması dileğiyle. 
2017 Kerpe Yolu
  • Birleşik krallıkta öyle beğendiğiniz her yere çadır kuramazsınız. Çünkü böyle  araziler ya birisine ait(bir düke ait olabilir) ya da kamuya açık alan(çok fazla günübirlik yürüyüşünün geldiği yerler) olduğundan dolayı çadır kurulması yasaklanmış. Burada çadır kurabilmek için kimsenin olmadığı  ıssız yerler bulacaksınız ya da kamp alanlarını tercih edeceksiniz. Neyse ki kamp/karavan kültürü oldukça yaygın ve etrafta çok fazla kamp alanı var. 
Snowdonia Milli Parkı, Wales
  • Bolu-Düzce sınırında kalan ve harika bir ormana sahip olan Sinekli yaylası tekrar gitmek istediğim yerler arasında. Doğa da kamp yapmayı sevenler için harika bir yer.  Gittiğinizde koruyup kollamayı unutmayın.

Sinekli Yaylası, Bolu
  • Sırada arşivimi karıştırırken bulduğum bu ilginç fotoğraf var.

Yıl 2015. Erzurum'dan Artvin'e doğru ilerliyorum. Artvin barajı etrafında kıvrıla kıvrıla yol alırken bir viraj sonrasında aniden karşıma çıkan bu manzara beni çok şaşırtmıştı. Apar topar arabayı bir yere çektim ve manzarayı izlemek yerine incelemeye başladım. Ne oluyordu orada ve nasıl bir gün batımıdır bu? Resmen dağ alev almış yanıyordu. Güneşin batarken oluşturduğu kızıllık dağ ve bulutların arasında kalınca bu güzel görüntü ortaya çıkmıştı. Güneş batınca görsel şölende bitti ben de yoluma devam ettim.  Herkes yoluna gibi bir şey olmuştu.
  • Orman her zaman sürprizlerle doludur. Bazen yaban hayvanlarını görürsünüz bazen de böyle güzel evleri. 
Dorking, London
  • Doğadayken doğayla yarışmayın ki başınıza iş açmayın. Tecrübe ile sabit 😊

Bir selam vermeyeli ve bir fotoğraf paylaşmayalı uzun zaman olmuş. 
Selamlar, saygılar 👋

Seven Sisters, United Kingdom
  • Frig fotoğraflarında gezinirken bu fotoğrafı hiç paylaşmadığımı fark ettim. 
Frig vadilerinde karşılaştığımızda biz yürüyorduk onlarsa eşekleriyle geziyordu. Muhabbete başlayınca bir ihtiyacımızın olup olmadığını sordular, yardımcı olabileceklerini söylediler. Sonrasında köydeki köpekler bize saldırmasın diye köy çıkışına kadar bize eşlik ettiler. Boyunuz küçük, yaşınız küçük ama yüreğiniz kocaman.

Takip Et