Başımıza Gelenler, Yol Hikayeleri

Son Nefes

Son nefes diye başlık mı olur diye düşündüm ama başka bir başlık bulamadım. Gelelim mevzuya. Geçen yıl bir Cumartesi sabahı eşyalarımı toparlayıp motora yükledim. Sonra yola koyuldum. Hedefim Bursa Orhaneli’ndeki Sadağı kanyonu. İstanbul’dan oraya kadar motor sürerim sonra da gider günübirlik yürüyüş yapar sonra Bursa’daki teyzemlere geçerim düşüncesiyle gaza yapıştırdım.

Ruhum serseri ama gerçekte serseri bir motorcu değilim. Fazla da hız yapmam, riske de girmem, genelde efendi efendi giderim. Garip ki o gün biraz agresif kullanıyordum. Ara ara makaslar, ara ara gaza yapıştırmalar falan öyle gidiyordum. Gemlik dolaylarına geldiğimde Gemlik’ten Bursa’ya doğru yokuş çıkan virajlı bir yol var. Tepeye doğru tırmandıktan sonra da Bursa’ya giden düz bir yola ulaşıyorsunuz. İşte tam o yolda o son düzlüğe az kalmışken 3 şeritli yolun en solunda giderken şeytan bir dürttü. En sol şeritteyim ve sağa dönen bir viraj var. Bi baktım sağ şeritler boş. Şeytan şuradan en sağ şeride doğru yapıştırırsan hem virajı daha rahat alırsın hem de bi dünya arabayı, kamyonu geçmiş olursun diye bana telkin verdi. Bi düşündüm, çok mantıklı geldi. Çaprazlamasına en sağ şeride girdim, motoru sağa doğru yatırarak virajı aldım, tam virajdan çıkıyorum bir de ne göreyim bizim şerit parıl parıl parlıyor. Virajdan çıkıyorum diye gaz açarken aynı zamanda zemine 60 derecelik açıyla dururken bir anda yoldaki yağın üzerinde buldum kendimi. Hiç bir yere kaçamadım. Zaten tüm şerit yağ olmuş, nereye kaçacaksın ki? İşte o an benim için zaman durdu. Her şey durdu. Şeytan telkin verirken Azrail gel gel diyordu. Son nefeste şehadet yerine ağzımdan küfürler çıkıyordu. Kimseye karşı değil, öyle ortaya söylüyordum. Ne yaparım, nasıl yırtarım hesapları yaparken arka teker attı, motoru tam düzeltmediğim için bir yere kaçıramadım. Hızım 80 civarıydı, arka teker bir sağa, bir sola kaydı öyle kaya kaya bir süre devam ettik. O esnada arada gaz arada fren yaparak toparlarım ümidiyle kontrol etmeye çalışıyorum. Tabi nafile. En son hatırladığım sola yatık yere paralel bir şekildeyiz, evet motorla ben. Bırakmazsam motor beni üzerinden fırlatacak ve peşimden gelecek, kurtuluş yok. İşte o an artık yusuf yusufu da geçtiğimiz an. Son nefes. Allah’ım sana geliyorum bile diyemedim. Zaten olaylar 2-3 snye içerisinde oluyor. Hadi en fazla 5 saniyedir. Böyle durumlarda motordan ayrılın ki motor sizi üzerinden atıp peşinizden gelmesin derler. Yani böyle bir teorik bilgi var bende. O an onun pratiğini yapmak için hemen motoru bıraktım. O önden ben de arkasından yardırdık gidiyoruz, belki yetişirim diye düşündüm ama motor daha hızlı yol alıyordu.

Pat küt diye yere düşünce ne olduğu önce anlamadım. Hayır yuvarlanıyor muyum, bir yere mi çarptım, kendimde miyim ne oldu derken bir baktım gökyüzü masmavi görünüyor kulağımda Bob babadan(Bob Dylan) bir şarkı çalıyor ve ben yerde sürükleniyorum. Sırt üstü kayarak gittiğimi fark edince ellerimi ve ayaklarımı toparladım. Refkleksle başımı da çekmişim. Aslında biraz bilinçli biraz bilinçsiz cenin pozisyonu almaya çalışmışım. Eğer kafayı çekmemiş olsam tak tak tak diye yere vururdum. Tabi sonrasında boyun kırılırdı ve belki de bu yazıyı yazamazdım.

Sürüklenme durunca neyimin olduğunu anlamadığım için hemen yerden kalkmadım. Hafiften kafayı kaldırdım bir de ne göreyim koca tır üzerime geliyor. İkinci bir ha s..r çektim. Götüm götüm kayarak kendimi emniyet şeridine attım. Lan kazadan kurtulduk ama tırın altında kalacağız. İş mi? Neyse ki tır şoförü düştüğümü görünce bana yakın durmuş ki arabalar aniden sollayıp beni ezmesin. Sağolsun adam hemen koştu geldi. Önce ellerimi sonra ayaklarımı sonra hafiften boynumu yokladım. Bişi yok. Nasıl yani? O düşmeye bir şeyler olmasını bekliyordum ama domuz gibiyim sanki bir şeyim yok. Ya da yok gibi anlamadım. Boynumun sağlam olduğunu fark edince kaskı çıkardım ve ayağa kalktım. Ulan hakikaten bişi yok. Düşme kaynaklı sağım solum ağrıyor biraz ama iyiyim. Oh çok şükür.

Motora baktım motor yok. Yan tarafa biraz aşağıya yuvarlanmış, otların arasına falan dalmış pek görünmüyorda. Tamam dedim kalsın burada, kesin parçalanmıştır da, onu alıp götürmeye gerek yok. Canımı kurtardım bana yeter. Motorda ne var diye bir bakmaya indik. Onda da pek bişi yok. Sadece koruma demirleri yamulmuş. Adam yardım etti motoru emniyet şeridine çıkardık ve adam başka bir kazaya sebep olmamak için devam etti. Ben motoru iyice kontrol ederken kazanın üzerinden 20dk falan geçmişti ki bir ambulans geldi. Burada kaza varmış göremedik turlayıp duruyoruz dedi. Göz ucuyla muayeneyle kontrol eden doktor bir şeyim olmadığını görünce ambulans kaydını doldurup yola devam etti. O esnada yoldan geçen bir teyze bana motor kullandığım için fırça attı. Bursa – İstanbul karayolunda teyzenin ne işi vardı, teyze nereden gelmişti, nereye gidiyordu, yakında yerleşim yeride yoktu hala anlamış değilim. Tehlikeli binmeyin buna öğüdünü tam almışken bir pikap durdu ve motorcu dostu bir abi bana yardım etmek istedi. Motorda bir şey olmadığını biraz dinlenip kendime geldikten sonra devam edeceğimi söyledikten sonra bu abiyle de vedalaştık.

Motora tekrar bir bakayım dedim neyi var neyi yok, göremediğim bir şeyi var mı diye. Koruma demirleri yamulmuş, aynalarım kırılmış ve arka çantanın bağlantı yeri kopmuş. Başka da bir şey yok. Nasıl iş ben de anlamadım. 80’le giderken kaza yap ama sende ve motorda bir şey olmasın deseler anca bu kadar olur. Verilmiş sadakam mı varmış, büyüklerimin duası mı üzerimdeymiş bilemedim ama çok şükür. Bi yarım saat dinlendikten sonra emniyet şeridinden Bursa’ya vardım. Zaten 10km falan kalmıştı o yüzden çok dert olmadı. Bir usta bulup ne olur ne olmaz diye motoru da kontrol ettirdim ve tabi ki yürüyüşü iptal ettim. Bir saat evvel ölüyordum lan ne yürüyüşü. Bir kaza yap bize ve hasarsız olsun örneğini gerçekleştirdiğim için kendimi kutladım..

Sonuç olarak her daim dikkatli de olsan nerede ne çıkacağını bilemiyorsun. Çok şükür bu kazayı ufak tefek şeylerle atlattım ve üzerimdeki ekipmanların önemini bir kez daha görmüş oldum.

Tekerlerimize taş değmesin, kazasız belasız gezilerimiz olsun.

Share this Story
Load More Related Articles
Load More By Yola Çıkmalı
Load More In Başımıza Gelenler

Facebook Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Rakam girerek işlemi yapın. * Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

Check Also

Kurumsal Hayat mı Doğal Hayat mı?

Ara sıra kendime bu soruyu soruyorum. Bir tarafta ...

Gezdiklerim Gördüklerim

Türkiye’nin Kamp Haritası

Filtrele

Yol Tarifi alın

  seçenekleri göster

Instagram

  • "Güzelliği bulmak için tüm dünyayı dolaşsak da; onu içimizde taşımıyorsak asla bulamayiz." demiş Ralph abi. (Ralph Waldo Emerson) 
Alp Dağları, İtalya-İsviçre sınırı. 7 Ekim 2018
  • Böyle manzaraları görmek için bir günde deniz seviyesinden 2000-3000 metre yüksekliklere koşarak giderseniz vücudunuz bazı tepkiler verebilir. Ne yapıyorsun birader diye seni uyaracak ve baş ağrısı, mide bulantısı, halsizlik ve uykusuzluk gibi etkilerini hissettirecektir. Eğer daha da yükseğe çıkarsanız bu belirtilerin şiddeti daha fazla olacaktır. Ayni gün 0'dan 2000-2500 metrelere kadar çıkmakta çok fazla endişe edecek bir durum yok. Daha da yukarı gideceksiniz bunu aynı gün yapmayın. Yüksekliğe uyum sağladıktan sonra devam edin. Eğer kendinizi kötü hissederseniz aşağıya inişe geçmelisiniz.  Bu olaya Akut Dağ hastalığı denmektedir. Dağcı abiler bu mevzuyu iyi bilirler ;) 10 gece yerine 1 gece kalıp, az kaldığımız için pişmanlık yaşadığımız Alp Dağları, İtalya-İsviçre sınırı.

Görüntü için teşekkürler @cnrbzk
  • Beni buraya gömün diyen kimler var :) 2000 metre yüksekliğindeki bu yaylaya geçen yıl 5 metre önceki yıl ise 8 metre kar yağmış. Eve girebilmek için aşağı doğru tünel açmışlar. Yazın altı yüksek 4*4 araçlarla kışın ise kayak merkezi oluşundan dolayı telesiyej kullanarak ulaşıyorlar. Bizim yaylalardan en büyük farkı evlerinin daha estetik olması.

Alp Dağları, 6 Ekim 2018
  • Bulunduğumuz tepe İtalya, karşısı İsviçre, poz veren yaramaz ufaklık ise Athena :) Alp Dağları
  • Günaydın ve iyi pazarlar. 
Benim ilk bildiğim dağ Palandöken'dir. Dünyaya gözümü orada açtım. Sonrasında Türkiye'de ne kadar dağ, tepe, orman varsa arşınlamaya çalıştım. Şimdi ise Alp dağlarında 2000 metre yükseklikte bir dağ evindeyim ve sabah bu manzarayla güne başlıyorum. Nerelerden nerelere diyorum ve hayattan daha ne isteyeyim ki :)
  • Bu hiç planlarda olmadığı halde kendimizi hayallerini kurduğumuz Alp dağlarında bulduk ve buraya aşık olduk. Dedikleri kadar güzel, fotoğraflardaki kadar güzel, gördüğümüz kadar güzel :) Alp Dağları
  • Iyi bir yansıma fotoğrafı çekmek için sabah erken kalkıp rüzgardan önce hareket etmelisiniz. 
Lake District Milli Parkı
  • 🇹🇷 30 Ağustos Zafer bayramımız kutlu olsun. 
Burası Snowdonia ama ben ona küçük Karadeniz diyorum :)

Takip Et